Bayram tatilinde eşimle birlikte önce köye, akrabaları ziyarete, sonra Dikili’deki yazlığımıza gitmeye karar verdiğimizde hayatımızın değişeceği bir süreç yaşayacağımızdan haberimiz yoktu. Tüm bunları anlatmadan önce size kendimi ve her şeyden çok sevdiğim biricik karımı tanıtmam gerekir sanırım.
Benim adım Yiğit. 34 yaşında, 170 boylarında, saçları dökülmeye başlayan hafif göbek yapmış tipik evli bir erkeğim. Hayatımı güzelleştiren kadın ise Hülya… Yani biricik eşim. 30 yaşında, yaşına rağmen genç kız gibi parlak bir cildi olan, kıvırcık saçlı, 168 boyunda 55 kilo, harika fizikli, güzeller güzeli karım. Karımla 3 yıl önce evlenmiştik ve o günden itibaren hayatımın en güzel yıllarını yaşıyorum. Güzelliğiyle, hoşgörüsüyle, yerine göre masumiyeti yerine göre cilvesiyle beni büyülemekle meşgul. Hülya da benim gibi, oldukça büyük bir özel şirkette çalışan, özel okullarda okumuş kültürlü ve zeki bir kadın.
Bayram tatilinin 9 gün olduğunu öğrendiğimizde, “Hülya, aşkım yıllardır amcamlara gidemiyoruz. Çok özlemişler bizi. Köy ortamı bizi kısa sürede sıksa da bir uğrayalım, oradan Dikili’ye devam ederiz. En fazla bir gece kalırız merak etme.” diye ikna etmeye çalıştım eşimi. Hülya her ne kadar istemese de bu planı kabul etti ve Cuma iş çıkışı eve gelip hızlıca valizlerimizi hazırlayıp yola çıktık.
Amcamlar Sakaryanın bir köyünde yaşadıkları için İstanbuldan köye gittiğimizde çoktan gece olmuştu. Hülya, sabah işe gitmiş, yorulmuş ve yolda uykusu gelmiş bile olsa bayram ziyareti olduğu için çiçekli mini elbisesinden vazgeçmemiş, yolda makyajını tazeleyip arabadan inerken topuklu ayakkabılarını giymişti.
Köy evinin bahçesinde amcam, yengem ve oğulları olan Cemal bizi karşıladılar. Hepsiyle sıkı sıkı sarılıp ayaküstü muhabbet ettik. Eve geçerken Hülya yürümekte zorlanınca Cemal’in koluna girdi. Cemal biraz utanıp gerildi, bana baktı göz ucuyla. Gülerek “Yengene yardım et Cemal” dedim. Biraz rahatlayıp, “Ederim abi” dedi Cemal kısık sesle.
Amcam da yengem de kendi hallerinde yaşayan, çiftçilik yapan insanlardı. Cemal de onların tek oğullarıydı. 18 yaşındaydı. Bu yıl ikinci kez üniversite sınavına girmiş, sonuçların açıklanmasını bekliyordu. Bütün yıl hem köyde çalışmış hem de sınava hazırlanmış, yorulmuştu genç adam. Amcam da sürekli “Cemal kendini kurtarsa…” şeklinde laflar ettiğinden çocukcağız kendini müthiş baskı altında hissediyordu.
Köy evinin titrek sarı ışığı altında hepimiz esnemeye başlamıştık artık. Muhabbetimizin yerimi alan esnemeler, yarı kapalı gözler hakimdi ufacık odaya. Sadece Cemalin gözleri dalmış, bir noktaya bakıyor, uykusuz ve umutsuz görünüyordu. Onu öyle görünce içim acımıştı. Birden, Hülyaya da sormadan, “Cemal, bu yıl çok çalıştın çok da yoruldun. Bizimle Dikiliye gelmek ister misin?” diye sordum. Cemal de Hülya da aniden bana döndüler. Bir sessizlik oldu.
Cemal sessizliği bozup, “Yok abi, rahatsızlık vermeyeyim ben” dedi saygılı bir tavırla. Gözlerini kaçırıyordu fakat arada Hülyaya bakıp, Hülyadan icazet beklediğini belli ediyordu. Hülya, ağırbaşlı ve sevecen bir sesle, “Ne rahatsızlığı Cemal, senin yanında rahat edemesem kimin yanında ederim ki? Lütfen gel, kırma beni…” dedi güzel yüzünü hafifçe Cemal’e yaklaştırıp eğerek. Cemal, bu güzel davete hayır diyemezdi artık. Biraz kıpırdandı oturduğu yerde. Dudağını ısırıp yere bakarak, utana sıkıla, “Sen istersen gelirim yenge…” dedi. Kıpkırmızı olmuş fakat gülümsüyordu artık Cemal. Hülyayla bakışıp gülüştük. Daha sonra başbaşa kaldığımızda da Cemali yazlığa davet etmemizin ne kadar iyi bir fikir olduğunu, çocuğun kendine geleceğini ve bize de değişiklik olacağını konuştuk.
Ertesi gün kahvaltıdan sonra hepimiz eşyalarımızı toplayıp arabaya yerleştirdik. İki kişi çıktığımız yola Cemal ile birlikte, üç kişi devam edecektik. Cemal, amcam ve yengemle vedalaşırken hiç görmediğim kadar neşeliydi. İri yarı, 185 boylarında, elleri ayakları kocaman, yüzü sakallanmış bir genç olmasına rağmen çocuk gibi sevindiğini anlıyorduk Cemalin. Cemal arka koltukta, ben direksiyonda, Hülya yanımda yola çıktık.
Yolumuz uzundu fakat sohbet ede ede su gibi akıyordu. Yine de uzun süre araç kullanınca yoruldum ve yol kenarında gördüğüm ufak bir alışveriş merkezinde durup mola verdik. Bir şeyler yiyip içtikten sonra markette gezinirken Hülya Cemal’e, “Canım mayo aldın yanına değil mi? Bak burada çok tatlı modeller var” diyerek elinde iki tane deniz şortu tarzında mayoyla geldi. Cemal mayolara bakıp “Benim mayom yoktu Hülya yenge…” dedi utanarak. Hülya, gözlerinin içi gülerek, “Hadi o zaman şunları üstünde görelim” dedi ve Cemalin koluna girip giyinme kabinine kadar gittiler. Cemale mayoları verip kapıyı kapattı. “Hadi giy bakalım nasıl olacak” dedi cıvıl cıvıl sesiyle.
Cemal kabinin kapısını açtığında Hülya önce mayoya baktı, sonra bir adım geri atıp yutkundu. Cemalin giydiği mayoya bakınca bunun sebebini anladım. Krem renkli bir mayo denemişti Cemal. Açık renkli ve ince olduğu için hem iç kısmı belli ediyordu hem de bir beden küçük gibiydi. Bu yüzden, Cemalin penisi, iri ve şekilli bir karartı şeklinde yana doğru yatmış kıvrılıyordu. Kalınlığı ve uzunluğu beni de şaşırtmıştı ama Hülya birdenbire böyle bir şeyle karşılaşmayı beklemediği için şaşırmış, ne tepki vereceğini bilememişti. Hülya, kıvırcık saçlarıyla oynayıp başka yönlere bakarak “Nasıl oldu sence” diye sorsa da arada göz ucuyla Cemale bakıyordu. Yakışıp yakışmadığını kontrol etmek isteyen bir abla edasıyla hareket ediyordu bana kalırsa.
Ben, “Aşkım bu biraz dar olmuş sanki. Rahat edemez belki Cemal” desem de Cemal “Yok abi, çok rahat ben çok beğendim” diyerek susturdu beni. Hülya da göz ucuyla bakıp, “Bence de çok yakıştı canım” dedi Cemale gülümseyerek. Dolgulu parlak dudakları ıslanmış gibiydi, ya da bana öyle gelmişti. Bir an için Hülyanın yüzü daha bir güzel, çekici olmuştu gözümde. Gözleri parlıyor, kıvırcık saçları hafif hafif sallanıyor, kalkık incecik burnunun altındaki parlak dolgun dudakları çıkık elmacık kemiklerine doğru yayılıyordu gülerken. “Siz ne derseniz o olsun” dedim.
Cemal aynı beden mayonun bir de sarı renginden aldı ve tekrar arabaya geldik. Cemal o kadar hevesliydi ki krem daracık şortuyla yola devam edecekti.
Hülyaya, “Aşkım, benim epey uykum var. Bir saat kadar sen devam et ben arkada kestireyim. Cemal de sana önde arkadaşlık eder” dedim. İkisi de bu fikre sıcak baktılar. “Ben yengemi uyanık tutarım” dedi Cemal gülerek. Artık yanımızda daha rahattı. Hülyayla birbirlerine takılıp şakalaşıyorlardı. Bu beni de çok mutlu ediyordu.
Hülya direksiyona geçti ve yola çıktık. Bir süre ben arkada, Hülya ve Cemal önde giderken sohbete katıldım. Bir yandan uykusuzluktan gözlerim kapansa da bir yandan az evvel de bahsettiğim gibi Hülya, canım eşim gözüme güzel geliyordu git gide. Bir an önce yazlığa gidelim istiyordum. Yolda rahat etmek için siyah minicik bir spor şort giymişti Hülya altına. Üstünde askılı, incecik bir tişört vardı. Uzun, şekilli bacakları pürüzsüz, parlıyordu. Hülyanın bacaklarına baktıkça hızlanan kalbim, araba her sarıldığında sallanan, dolgun memelerinin etkisiyle daha da hızlanıp küt küt atıyordu. Şu an elimde olsaydı, avucuma tamamen sığmayıp taşacak kadar büyük, yumuşacık fakat diri olduğunu ellerimde hissedecektim… Fakat, bu imkansızdı.
Arka koltuğa uzandım. Başım, Hülyanın koltuğunun arkasında, Cemalin yüzünü görüyordum. Onlar şakalaşıp sohbet ederken, Hülyanın güzelliklerinin dikkatini çektiği tek erkeğin ben olmadığımı fark ettim. Cemal de göz ucuyla Hülyanın bacaklarına, araç sarıldığında ise kaçamak bakışlarla çaktırmadan memelerine bakış atıp tekrar önüne dönüyordu. Arada arkasına hafifçe dönüp beni kontrol ediyor, dışarı bakıyor gibi davranıyordu. Gözlerimi kapamıştım artık. Her sarsıntıda, karımın vücudunda başka bir erkeğin gözlerinin gezindiğini düşünüp canımı sıksam da sonra ne kadar saçmaladığımı, kıskanç ve ezik biri gibi düşündüğümü fark ettim. Cemalden böyle bir şey beklemem saçmalıktı. Bir anlık göz kayması sonuçta… Genç bir adam, olur böyle şeyler, tek seferlik… Hangimizin başına gelmedi ki? Öyle değil mi? İçim rahatladıktan sonra arka koltukta iki büklüm yatarken uyuyakalmışım.
Uyandığımda arabanın hareket etmediğinş fark edince birden telaşlanıp hemen kalktım. İkisi de araçta değillerdi. Kaza yapmamış olmamıza sevinsem de uyku sersemi bir şekilde endişelenip kötü bir şey olup olmadığını anlamaya çalışıyordum. Sonra bir benzinlikte olduğumuzu anlayınca biraz daha rahatlayıp dışarı çıktım.
Cemal dışarda, biraz uzakta sigara içiyordu. Sigara içtiğini bile bilmiyordum. Arkası dönüktü. Durup bana dönmesini bekleyip kızar gibi yapacaktım. Arabanın yanında bekleyip yerimi aldım fakat Hülya içeride sıra bekliyordu ödeme yapmak için. O sırada iki benzinlik çalışına arabanın yanondan geçerken konuşuyorlardı:
“Sonunda yaz geldi, güzelleşti buralar”
Öteki kahkaha atıp “Oğlum ne fena karılar var, kim sikiyor bunları” dedi. Sesinde hem şehvet hem de büyük bir hınç vardı sanki. İçeride sıra bekleyen bir kadın daha vardı. Canım sıkılsa da, sadece bir söz işte, hem Hülyaya söyledikleri ne belli, diye avuttum kendimi. Tam o sırada,
” Off bak bak, geliyor yavru. Bekle burada, götünü görmen lazım” dedi ve arkadaşını arabanın arkasını gören kısma çekti. Aralarında konuşmaya devam etseler de artık duyamıyordum. O sırada Hülya elinde ödeme fişiyle arabaya geliyordu. Kapıya yaklaşırken ona yiyecek gibi bakan iki benzinlik çalışanına baktım. Tepki vermeyi bırakın, gözlerimi kaçırdım. Kendimi en ezik hissettiğim andı… İkisinin de gölzeri karımın dolgun, yusyuvarlak poposundaydı.
Hülya, “Ben devam ederim hayatım” dedi. Tamam, diyerek yine arkaya geçip uzandım. Canım sıkılmıştı. Hülya, neyin var, diye sorsa da “Başım ağrıdı hayatım” diyerek geçiştirdim. Cemal sigarasını bitirip arabaya binince leş gibi bir koku bastı arabayı. Hülya da ben de sigara içmiyorduk. Normalde Hülya böyle bir koku duysa hemen söylenmeye başlardı fakat şimdi, “Rahatladın bakıyorum da” diyerek elini Cemalin dizine koyup hafifçe sıkıp çekti. Gözlerimi yazlıkta açana kadar son gördüğüm görüntü buydu.
Yazlığımız, iki katlı, kendimize ait ufak bir bahçesi ve yine sadece bize ait orta büyüklükte bir havuzu olan, şirin bir yer. Hızlıca biraz temizlik yaptım Hülya ve Cemal dinlenirken. Bir şeyler atıştırdık, güneş batmaya yaklaşıyordu. Cemale, “Hazır mayon üstündeyken havuza gir bence. Hem serinlersin hem de siftahı sen yap” dedim sırtını sıvazlayarak. “Ayıp olmasın abi ilk günden” dedi Cemal çekingen bir ifadeyle. “Ne ayıbı oğlum, burası artık senin evin senin havuzun, hadi çıkar üstünü keyfine bak” diyerek yüreklendirdim. Cemal üzerindeki tişörtü çıkarınca, beklemediğim şekilde güçlü gözüken vücudu ortaya çıktı. Spor salonunda yapılan kaslı vücutlardan bir eksiği yok, fazlası vardı. Hafif kıllı göğüsleri, iri ve kalın kolları, geniş sırtıyla bir anda ona bakışımı değiştirdi Cemal. Özellikle yolda yaşadıklarımızdan sonra Hülyayı kıskandığımı hissettim. Karmakarışıktı kafam…
Cemalin havuza geçtiğini gören Hülya seslendi, “Ben de üzerimi değişip yanına geliyorum Cemal!”
Cemalle göz göze geldik. Gülümsemesine engel olamıyordu genç adam. “Tamam yenge, bekliyorum” dedi. Havuza atlayıp hafif hafif yüzüyor, gözü sürekli kapıyı yokluyordu.
Havuzun yanında oturmuş, Cemalle sohbet ediyordum. 15 dakika olmuş, Hülya gelmemişti. Cemal, çaktırmadan “Yengem yukarıda uyudu herhalde” diyordu şaka yollu. Meraklı bir hali vardı. Tam o sırada, Hülyanın birden yanımda belirdiğini gördüm. Cemal gözlerini dikmiş, Hülyaya, karıma bakıyordu. Hiç çekinmeden, dosdoğru inceliyor gibiydi Hülyanın bedenini. Gözleri Hülyanın güzel, parlayan gözlerinden başlayıp kalkık ince burnuna, dolgulu parlak dudaklarına, oradan ince boynuna geçip bir an önce aşağı inmişti. Cemalin gözleri aşağı indikçe Hülya kıpırdanıp dönüyordu sağa sola. Her açıdan bir sunum gibiydi. Dudağımı ısırmıştım farkında olmadan. Hülya, esmer, pürüzsüz parlak tenini öne çıkaran bembeyaz bikinisini giymişti. Bikinisinin üstü, memelerini hafifçe sıkmış, memelerinin yanları bombelenmişti. Hareket ettikçe sallanıyorlardı. İncecik beli ve dümdüz karnı da olduğu gibi ortadaydı işte… Bugüne kadar karımın sadece yüzünü gören Cemal, şimdi, neredeyse iç çamaşırı denilecek bir kıyafetle karımı karşısında bulmuştu. Yutkunup izlemeye devam etti Hülyayı. Hülyanın yusyuvarlak dolgun poposu, ince belinin altında cenneten bir köşe gibiydi. Bikinisinin altı da biraz sıkmış, poposunun yanakları hafifçe ayrılmış, bikinisi araya kaçmaya yaklaşmıştı. Düzgün, pasparlak bacaklarından ayak bileklerine kadar da parlaklığı sönmeyen esmer teni ateş saçıyor gibiydi. Beyaz ojeli ayak tırnaklarına kadar, her noktasıyla harika bir kadındı, karım, Hülya’m…
Hülyayı Cemalle birlikte farkında olmadan ben de incelemiştim. Erekte olduğumu hissediyordum. Hülya dayanamayıp “Ay ben gelince niye sustunuz” dedi yalandan kızar gibi yapıp. “Susmadık, dilimiz tutuldu aşkım” dedim Hülyaya. Kahkaha atıp, “Sen niye sustun Cemal?” diye sordu Hülya. Cemal, hafif geri gidip “Seni bekliyorduk yenge, geldin ya… Sevindim” diyebildi titrek bir sesle. Hülya gülümseyip, “Tatil başlasın!” diye bağırdı ve, Cemalin yanına atlayıverdi.
Onlar havuzda, ben dışarda sohbet edip şakalaşırken muhabbet artık sadece ikisinin arasında, su şakaları ve goygoy muhabbete evrilince sıkılıp içeri geçtim. Birkaç kadeh viskiden sonra uyuyakalmışım. Bu tatil, beklenmedik olaylara gebeydi.
Devam edecek…
Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.